Uncategorized arşivleri - Redo Analyzer

swimmers-gd020d9eb1_1920-1280x853.jpg


   Havuz insanların eğlenmek ve yaz aylarında serinlemek için kullandıkları içi su dolu çukur aktivite alanlardır.
Havuz, yüzme veya süs amaçlı iki şekilde kullanılan alanlardır. Havuzların dip kısmı, günümüzde beton ve bunun gibi sert nitelikli maddeler karıştırılarak sıvanmaktadır.

Yaz aylarının olmazsa olmazları arasında yer alan havuzlar insanlar tarafından oldukça yoğun kullanılmaktadır. Özellikle halka açık alanlardaki havuzlar düzenli ve prosedürlere uygun şekilde dezenfekte edilmezse insan sağlığı için tehdit edici olabilmektedir. Hastalıkların çok kısa sürede hızla yayılmasına sebebiyet verecektir.


Havuz sularının temizlenmesinde en çok kullanılan yöntem, havuz suyuna klor eklenmesidir. Dezenfekte ederken yapılacak en önemli etken pH derecesidir. Havuz sularında  pH derecesi 7,2 – 7,6 aralığında olmalıdır.

Havuz suyu kaynaklı salgın hastalıkların yayılmaması amacıyla bazı dezenfeksiyon işlemlerinden geçer. Havuz suyu bakteri, mantar gibi mikroorganizmaların üremesi için ideal ortamlardır. Bu nedenle havuz sularında klor, pH düşürücü, yosun önleyici, çöktürücü gibi ürünler düzenli ve sürekli olarak kullanılmalıdır.

Havuz suyunda etkili dezenfeksiyon şartları şu şekildedir; 1-2 ppm klor, en az 30 dakika, 7,2 – 7,6 pH aralığında 26 – 28 C sıcaklıkta işlem yapılması gerekmektedir.

“Yüzme Havuzlarının Tabi Olacağı Sağlık Esasları Hakkında Yönetmelik” yüzme amacıyla kullanılan açık ve kapalı yüzme havuzları ile sularının hijyenik şartlara uygunluğu, yüzme havuzu suyunun kalite standartlarının belirlenmesi, denetlenmesi ve izlenmesi ile ilgili usul ve esasları kapsamaktadır.

 


soup-g240c8cf91_1920-1280x960.jpg

Vegan ürünler içeriğinde direk yada dolaylı yoldan hayvanlardan elde edilen hiçbir ürünün kullanılmamış olması demektir. Hayvansal hiçbir bileşim kullanılmamaktadır. Vegan ürünlerine ulaşım çok kolay değildir. Bunun sebebi günümüzde hayvansal kaynaklı bileşenlerin sayısı oldukça fazladır.

Vegan yaşam şekli demek, vejeteryan beslenmeden farklı olarak et ve et ürünleri dışında süt, süt ürünleri, bal, yumurta, kürk, kemik, deri, yün, kuştüyü ve ipek gibi hayvansal ürünlerin hiçbirinin kullanılmaması anlamına gelmektedir.
Vegan olduğu belirtilen ürünlerde gıda, kozmetik ve tekstil gibi hayvansal kökenli ürünler kullanılmamaktadır.

Son dönemde yapılan araştırmalara göre Avrupa ülkelerinde yüzde 33’ lük kesimin et kullanımını bıraktığı tahmin edilmektedir. Vegan beslenmenin protein düşüklüğüne sebep olduğu bilgisi halk arasında yanlış yayılan bilgidir. Yine yapılan araştırmalarda vegan beslenen insanların üzerinde  protein düşüklüğü tespit edilmemiştir. Bunun sebebi vegan beslenen insanların tercih ettiği gıda ürünleri ile bu ihtiyaç karşılanmaktadır. Bitki protein kaynağı bakımından zengin olan ürünler ; mercimek, fasulye, nohut, bezelye, kabuklu kuruyemişler, kepekli ekmek, kepekli makarna ve esmer pirinç gibi kepekli tahıllardır. Vegan beslenen bireyler protein desteğini bu gıdalardan alabilmektedirler.

Vegan beslenme, insanlar arasında arttıkça vegan ürünlere ve vegan alternatif gıda maddelerine olan talep doğru oranda artmaktadır.
Bununla beraber gıdaların ve ürünlerin içerisinde hayvansal herhangi bir gıda bulunup bulunmadığı kafalarda soru işareti bırakmaktadır.
Bunu belirlemek doğru oranda mümkündür. Ürünlerin içerisindeki hayvansal gıdanın tespiti için gelişmiş laboratuvarlar da testler gerçekleşmektedir.
Yapılan test aşamasında çok katı kurallara uyulmaktadır. Test yapım aşamasında ürünün içeriğinde deri, tüy ve kürk gibi hayvansal herhangi bir malzemenin dışında üretim aşamasında kullanılan hayvansal kökenli herhangi bir kimyasalın kullanılmadığı da tespit edilmektedir. Bunu hem tüketiciye hem de kamuoyuna bildirmek için özel testler içeren ve laboratuvarlarda planlı stratejiler uygulanması gerekmektedir. Yapılan testlerde markanın yada perakendeci firmanın ürünlerini doğru tanıtması ve piyasaya sunması için önemlidir.
Gelişmiş laboratuvarlarda günlük yaşantımızı devam ettireceğimiz ürünler ve gıda maddelerinin tüm unsurları test edilmektedir. İçeriklerinde ki kullanılan tüm malzemeler tespit edilmektedir. Ayrıca üretim esnasında çapraz bulaşma olup olmadığı da ortaya çıkmaktadır.
Vegan ürünlerin çoğalması demek, piyasada tüketicilerin daha çok ulaşması demektir. Hayvan dostu ürünler için bulunamama ihtimali ortadan kalkmış ve tüketiciler daha kolay erişim sağlayabileceklerdir.

Sosyal medya ve gelişen teknoloji ile birlikte sahip olmak istediğimiz ürünlere ulaşmak daha kolay hale gelmiştir. İnsanlar sağlıkları ve çevre hakkında daha çok bilgiye sahip olmaya başlamışlardır. Veganlık yalnızca bir beslenme şekli değildir. İnsan, hayvan ve doğa bilincine varılmasında en önemli adımlardan sayılmaktadır. Hayvanların acı çekmesine engel olmak, çevremizi ve ekosistemi korumak, oluşan hastalıkları azaltmak için insanlar vegan olmayı tercih etmektedir. Analiz laboratuvarlarında geliştirilen testler sayesinde ürünün içeriği kontrol edilebilir ve içeriğinin %100 vegan olup olmadığı test edilmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


woman-2498668_1920-1280x853.jpg

Cildin biyomekanik özelliklerinin (bazı yazarlar tarafından reolojik özellikler olarak da nitelendirilir) belirlenmesi, dermal durumun değerlendirilmesini sağlar. Örnek bölgedeki cildin yaşı, cinsiyeti, kalınlığı ve hidrasyonu gibi parametreler ve açıkçası kozmetik kullanımı, elde edilen deneysel değerleri etkiler. Tedavi öncesi ve sonrası tespit edilen farklılıkların değerlendirilmesi, test edilen ürünlerin etkinliğinin değerlendirilmesini sağlar. Zamanla kutanöz yüzey elastikiyetini kaybeder ve aynı zamanda plastikliği artar; sonuç olarak cilt pürüzsüzlüğünü kaybeder ve kırışıklıklar oluşur. Bu durumu yenileyici ve yaşlanmayı önleyici müstahzarlar kullanarak iyileştirebilecekleri, daha sonra cilt direnci analizi ile cilde farklı tipte mekanik stres uygulanarak değerlendirilebilir. Aynı teknikler aynı zamanda güneş sonrası gibi yatıştırıcı preparatların yanı sıra cilt şişkinliğini etkileyen kutanöz iltihabı azaltmak için kullanılanların değerlendirilmesini sağlar. EEMCO, farklı stres türlerine dayalı protokoller ve teknikler önerir: çekiş, erozyon, düşmeye karşı direnç, burulma, basınç, sürtünme ve emme. Tüm bu yöntemlerden ve özel literatürle uyumlu olarak, emmeye dayalı olanlar daha kullanışlı ve tekrarlanabilir görünmektedir. Derinin emme durduğunda toparlanma kapasitesi de dinamik davranışının bir parametresi olarak kullanılır.

Tedavi öncesi ve sonrası okumaları karşılaştırarak ve ayrıca dermatolojik tedavilerin teşhislerini ve izlenmesini destekleyebilir. Böyle bir yöntem, cilt yüzeyi ile temas yoluyla yapışan yağ miktarını değerlendirmek için tanımlanmış pürüzlülük ve genliğe sahip yarı saydam plastik bir şeridin şeffaflık derecesinin fotometrik olarak ölçülmesine dayanır. Yazılım, iletimi daha önce bahsedilen birimlere dönüştürdüğünden sonuçlar mg+yağ/cm2 deri olarak ifade edilir. Alipik deriler 50’nin altında ve hiper-seboreik deriler 300’ün üzerinde değerlere sahiptir. Kutanöz pH’ın değerlendirilmesi sebumetriyi tamamlar ve cildin hidrolipidik mantosunun durumu ve kalitesinin dolaylı bir tahminini sağlar. Cilt rengi cilt renginin tahmini, cilt tipini teşhis etmek için önemlidir, çünkü uzmanın önerilen kozmetik tedaviyi daha iyi ayarlamasını sağlayan fototip ile ilgilidir. Ten rengi varyasyonlarının belirlenmesi, bronzlaştırıcı ajan etkinliğinin değerlendirilmesine de olanak tanır. Güneşli veya güneşsiz eritem derecesini ve sonuç olarak cilt tıkanıklığı tedavilerinin ve güneş sonrası hazırlıkların etkinliğini ölçer veya de-pigmentasyon etkenlerini.

Ayrıca, cilt renginin belirlenmesi, dermatologlar tarafından çillerdeki veya diğer cilt pigmentasyon bozukluklarındaki değişiklikleri izlemek için de kullanılır, bu nedenle, foto-koruma ve kutanöz fotobiyoloji kapsamında açıkça çok ilginç bir çalışma aracıdır. Spektrofotometrik teknikler, ten rengiyle ilgili bir dizi parametrenin belirlenmesini sağlar; bunlar arasında parlaklık (yansıtılan alanın birimi başına belirli bir yöndeki bir yüzeyin ışık şiddeti), yansıma (gelen ve yansıyan radyasyon arasındaki ilişki) veya kromatiklik parametreleri (temel renklerin oranıyla ilgili) bulunur. Sonuçlar indeks numaraları olarak gösterilmektedir, pigmentasyon indeksi de 0 ile 1000 arasında değişebilen melanin indeksi ile ifade edilmektedir. Sistem aynı deneysel tespitlerden “hemoglobin indeksi” hesaplamak için de kullanılabilir; bu indeks derideki eritem derecesini ölçmek için ilgi çekicidir ve bunun sonucunda güneş sonrası kozmetik kullandıktan sonra cilt iyileşmesi üzerine analizlerden oluşmaktadır.


vegetables-1085063_1920-1280x845.jpg

Gıda katkı maddeleri, normalde gıdanın işlenmesi, olgunlaşması, depolanması, taşınması sırasında kullanılan maddelerdir. Katkı maddeleri işlevlerine göre sınıflandırılır ve gıda kullanımı için onaylanmadan önce ulusal ve Avrupa düzeyinde bir güvenlik değerlendirme sürecinden geçer. Mikrobiyal büyümeyi yavaşlatabilen katkı maddeleri sınıfı olan koruyucular, en çok araştırılanlardan biridir. Laktik asit bakterilerinin (LAB) antimikrobiyal kapasitesi, kabiliyetlerini değerlendirmek ve bakteriyosinlerin ve doğal koruyucuların raf ömrünü değerlendirmek için araştırılmıştır. Yakın tarihli bir çalışmada, kuru fermente sosislerde proteoliz ile üretilen LMW peptitlerinin tanımlanması ve bunların LAB bakteriyosinlerini karakterize etmek için peptidomik bir yaklaşımla birlikte, ürün aroması ve bunların et ve et ürünlerinin biyolojik olarak korunmasındaki yetenekleri tarif edilmiştir. Ayrıca domates, dolmalık biber ve yeşil biber gibi çiğ sebzelerden izole edilen LAB’lerin bakteriyosin üreten suşları, gıda bozulma bakterilerini inhibe etme potansiyelleri açısından araştırılmıştır.

Bu araştırmada bakteriyosinler saflaştırılmış ve kromatografik ve MS teknikleri ile karakterize edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, bakteriyosinlerin hafif asidik ve hafif alkali gıdalardaki biyolojik koruyucu etkisi ile bitkisel kaynaklardan elde edilen Lactobacillus lactis suşlarının koruyucu kültürler olarak kullanımını teşvik etmektedir. Bakteriyosinler arasında nisin, Lactococcus lactis tarafından üretilen 34 amino asitten oluşan bir polipeptittir. Olağandışı amino asitler içerir: lantionin (Lan), metil-lantiyonin (MeLan) dehidroalanin (Dha) ve polipeptit öncüsünün PTM’leri tarafından sunulan dehidro-aminobütirik asit (Dhb).

 Nisin, AB’de koruyucu kullanım için onaylanmış tek bakteriyosindir (E234). Asidik pH’ta (3,5–6.5) kararlı olduğu için bazı peynir, yoğurt, sos sosları, mayonez ve ketçapta ve ayrıca et, balık, şarap ve birada bozulma LAB’sini kontrol etmek için kullanılabilir. Nisinin gıdalardaki anti-listeryal özellikleri üzerine kapsamlı araştırmalar yapılmış ve bir dizi uygulama önerilmiştir. Nisinin daha ilerideki gelişmeleri, muhtemelen şelatlama maddeleri ve diğer bakteriyosinler ile sinerjistik etkiyi ve bunun yüksek basınçlı sterilizasyon ve elektroporasyon gibi yeni gıda işleme teknolojilerinde katkı maddesi olarak kullanımını içerecektir. Ancak nisin gibi koruyucuların yanlış kullanımı gıda güvenliğini tehlikeye atabilir ve tüketicilere zarar verebilir.

Peynirlerde ise kanuna göre birden fazla koruyucu kullanılabilir. Bu nedenle, modern tespiti için çoğaltılmış bir yöntemin mevcudiyeti hem üreticilerin hem de kontrol kurumlarının kalite kontrolü için faydalı olabilir. Son zamanlarda, peynirdeki nisin dahil olmak üzere gıdalardaki çeşitli koruyucuların çoklu tayini için bir LC-ESI-MS/MS yöntemi önerilmiş, koruyucular SRM edinimi ile RP-LC/ESI-MS/MS ile analiz edilmiştir. Üç numune türü (ekşi, makarna filata ve taze peynir) yöntem değerlendirmesi için model substratlar olarak kullanıldı ve daha sonra ticari peynir analizine genişletildi. Hızlı, güvenilir ve koruyucuların varlığının ve miktarının tek bir çoklu saptama analizinde taranması ve doğrulanması için uygun olduğu ortaya çıktı. Sakasin ve pediosin gibi antibakteriyel aktiviteye sahip diğer peptitler henüz katkı maddesi olarak kabul edilmemektedir.

Proteomik analiz, Lactobacillus sakei’nin et fermantasyonu ve korunmasındaki rolünü araştırmak için değerli bir araç olduğunu kanıtladı. Taze et ve balıkta yaygın olarak bulunan bu Gram pozitif LAB, fermantasyon için bir başlatıcı olarak kullanılabilir. Ayrıca ürünün raf ömrüne müdahale eder, asitleştirici etkisi ve et ve balık ürünlerinin bozulmasına neden olan bakterilerin ve birçok patojenin büyümesini engelleyen bakteriyosinlerin (sakasin P dahil) üretimi yoluyla gıdanın korunmasında önemli bir rol oynar. Örneğin, bakteriyosin üreten bir L. sakei suşu, belirli çevresel koşullar altında gökkuşağı alabalığı filetolarında Listeria monocytogenes’in büyümesini engelleyebildi.

Ancak tüm bunların, belirli kurumların onayından geçse de, tartışmalı olduğunu söylemekte fayda var. AB dahil birçok gelişmiş gıda kodeksi, koruyucu madde kullanımına her zaman şüphe ile yaklaşmaktadır. Ayrıca bu ürünlerin insan vücuduna ne denli zarar verdiği konusunda tartışmalar da sürmektedir.


virus-213708-1280x972.jpg

 “Mikotoksin”, tarlada veya hasattan sonra ortaya çıkan birkaç mantar kolonisi tarafından ikincil metabolitler olarak üretilen nispeten küçük (moleküler ağırlık [MW]  <700) boyutlu toksik kimyasallar için bilinen bir terimdir. Bu ürünlerden oluşan gıda ürünlerinin yenmesi, insan ve hayvan sağlığı için potansiyel bir tehdit oluşturmaktadır. Kontaminasyon nedeniyle, hasat öncesi veya sonrası gıda kaybına neden olabilir. Örneğin, deoksinivalenol (DON) ve T-2 toksini Fusarium tarafından hasat öncesi olarak üretilir ve okratoksinler (Aspergillus ve Pencillium) ve aflatoksinler (AFT'ler) hasat sonrası ortaya çıkmaktadır. Mikotoksinler, farklı ekolojik koşullarda tahıl, yem, badem, meyve, fındık, yağlı tohum ve tahıllarda gözlemlenir. R-CO-CH2-CO-CH2-CO-CH2-CO-CH2-CO-SCoA zincir formuna sahip 300 ila 400 mikotoksin türü vardır. Yaşa, beslenmeye ve türe bağlı olarak maruz kalma süresi, etkilenen insan ve hayvanların bağışıklık sistemini farklı etkilere maruz bırakır. Günlük yaşamda gıda ve su kaynaklarımızın kirlenmesi, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde tamamen hafife alınan çok ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

Okratoksinler
Okratoksinler, mantarlar, özellikle Aspergillus ve Penicillium tarafından ikincil metabolitler olarak üretilir. Mantarların gelişmesi için özel sıcaklık ve nem koşulları vardır. Okratoksinler, okratoksin A (OTA), okratoksin B (OTB), okratoksin C (OTC) ve okratoksin α (OTα) kimyasal yapıları ile yakından ilişkili olan mikotoksin grubuna aittir.
Bunların arasında en yaygın ve yerleşik toksin OTA’dır. Hepatotoksik, nefrotoksik, mutajenik, immün baskılayıcı ve teratojenik hastalıklar gibi ciddi hastalıklara neden olur. OTA’nın toksik etkisine dayanarak, çeşitli ülkeler mikotoksin alım limiti için hükümler ve mevzuat oluşturmuştur. İnsan ve hayvan sağlığı risklerini azaltmak için gıda/yem-mikotoksin/OTA varlığı açısından sürekli izlenmesi hayati önem taşımaktadır.


Aflatoksinler
Mantarlardan üretilen en yaygın mikotoksinler AFT grubu A. flavus ve A. parasiticus’tur. İngiltere’de tavuk çiftliklerinde 100.000 hindinin ölümünün ardından, nedenini belirlemek için kapsamlı bir araştırma yapıldı. Araştırma, Brezilya fıstık küspesi tüketiminin bu sorundan sorumlu olabileceği sonucuna varmıştı. Bu alandaki kapsamlı araştırmalara dayanarak birçok AFT tanımlanmıştır. Birçoğu gıdalarımızda yaygın olan ve insanlar ve hayvanlar için sağlık sorunları oluşturan yirmi tip aflatoksin tanımlanmıştır. Doğal olarak oluşan aflatoksinler dört sınıfa ayrılır: AFB1, AFB2, AFG1 ve AFG2, AFM1 ise ana oksitlenmiş metabolitidir.

Sitrinin
Sitrinin (cit) 1931’de tanımlanmış ve bunların memeli toksisitesi dayandırılmıştır. Sitrinin, işlenmiş gıdalardaki düşük seviyesinin nedeni olan su varlığında ısıtarak ayrışır. H2O varlığında ısıtıldıktan sonra, ürün sitrinin’den daha düşük ve daha yüksek sitotoksisite ile sitrinin H1 ve sitrinin H2 olur. Tahıllarda ve hindistan cevizinde okratoksin A ile birlikte ortaya çıkabilir. Elmalarda patulin (PAT) ile birlikte ortaya çıkan CIT’nin çürük noktalara yol açabileceği de iyi bilinmektedir.


Fumonisinler
Fumonisinler (FB’ler) son araştırmalara göre farklı gruplara ayrılmaktadır. Dört ana grubu vardır: FA, FB, FC ve FP. Deoksinivalenol (DON) ve T-2 toksini (T-2), zearalenon (ZEN) ve fumonisin B1 dahil olmak üzere trikotesenler gibi çeşitli Fusarium mikotoksinlerinin toksikolojik açıdan en önemli olduğu kabul edilir.


Trichothecenes
Trichothecenes dört gruptan oluşur: A, B, C ve D. Bu dört grup arasında en yaygın ve doğal olarak oluşanlar A ve B grubu, özellikle DON, T-2 ve HT-2 gibi toksinlerdir. Trichothecene biyolojik aktivite uygulamak için metabolik aktivasyon gerektirmez ve doğrudan deri yoluyla etki etme yeteneğine sahiptir.


Patulin

PAT, kimyasal olarak doymamış heterosiklik lakton olarak kabul edilir. PAT aynı zamanda bir dizi mantar tarafından üretilen bir tür mikotoksindir: yaygın örnekleri sebze ve meyvelerdir. Elmalar ise PAT için en uygun olan meyve türüdür. Uzun müddet Kanserojen olarak kabul edilse de, şimdilerde son değerlendirmeler PAT’nin kanserojen olmadığı ve güvenli olduğu düşünülmektedir.


vegetables-1085063_1920-1-1280x845.jpg

Gıdalardaki mikrobiyal bozulma ve güvenlik tehlikelerini kontrol etmenin geleneksel yolları arasında dondurma, haşlama, sterilizasyon, kürleme ve koruyucuların kullanımı yer alır. Bununla birlikte, organik ve soğutulmuş gıda ürünlerinin satışlarındaki güçlü büyümenin gösterdiği gibi, tüketicinin ‘doğallık’ talebindeki gelişen trend, daha hafif gıda muhafaza tekniklerine doğru bir hareketle sonuçlanmıştır. Bu, gıda endüstrisi için yeni zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Proteomik yaklaşımlar, farklı türler ve bazı durumlarda suşlar arasında ayrım yapmak için bakteri proteinlerinin MALDI–TOF–MS ve ESI–MS/MS parmak izi yoluyla bakteri profili oluşturma yöntemlerinin geliştirilmesine yöneliktir. Bu profilleme yöntemi sayesinde hızlı veişleme ve depolama sırasında gıda kalitesini ve güvenliğini etkileyen patojenlerin ve bozulma mikroorganizmalarının hassas tespiti. Makul bir sürede çeşitli kimyasal yapılar için kapsamlı ve sağlam metabolik analizlere izin veren uygun analitik araçların geliştirilmesi ve kullanılması, bağırsak mikrobiyomunun konağın genel metabolik imzası üzerindeki etkisini anlamanın anahtarıdır. Metabonomik/ metabolomik analizler, biyoakışkanlardan ve dokulardan üretilen yüksek yoğunluklu spektral verilerin bilgisayar tabanlı bir örüntü tanıma stratejisiyle birleştirilmesini içerir. Şu anda, GC-MS gibi birkaç analitik teknik. HPLC-MS ve LC-NMR-MS, fizyoloji ve gizli hastalıkla ilgili bilgilerin çıkarılabileceği spektral profiller oluşturmak için kullanılır. Her teknolojinin kendine özgü uygulamaları ve ayrıca kendi avantajları ve dezavantajları vardır. Örneğin, GC-MS doğal hassasiyeti düşük konsantrasyonlarda saptanmasında faydalıdır varlığı ve gıda bozucu mikroorganizmaların kimliğini izlemek için uçucu mikro metabolitleri. Metabolitlerin diferansiyel iyonizasyonu ve iyon baskılanması durumunda LC-MS, bu yaklaşımın hassasiyetini ve pratikliğini sınırlayabilir. Son zamanlarda, büyük ölçüde geliştirilmiş çözünürlük özellikleri ve yetenekleri ile ultra yüksek performanslı sıvı kromatografisi (UPLC) kullanılabilir hale geldi. UPLC-MS, MS tespitini kullanarak, gıda örneklerinde benzeri görülmemiş sayıda bakteri metabolitinin ayrılmasına ve olası zararlı peptit toksinlerinin üretilmesine izin verir. 1H NMR spektroskopisi daha az duyarlı olmasına rağmen, çok az numune ön işlemi gerektirir veya hiç gerektirmez. Ayrıca, geniş tepe noktası olan bir dizi bireysel spektrumdan stokastik olarak değişen konumsal gürültüden gizli biyobelirteç bilgilerini istatistiksel olarak yeniden yapılandırmak artık mümkündür. Tipik bir 1H NMR idrar spektrumunun aromatik bölgesi, mikrobiyal ürünlerin, diyet metabolitlerinin, parazitle ilgili metabolitlerin ve birçok ilaç metabolitinin metabolik imzasının görselleştirilmesi için özellikle net bir pencere sağlar. Mikrobiyal varlığı ve aktiviteyi izlemeye yönelik NMR yaklaşımı, tüm mikrobiyomun küresel bir görünümünü oluşturmaya yönelik olsa da, birkaç LC-MS ve GC-MS çalışması, hedeflenen mikrobiyal metabolitleri tanımlamaya yöneliktir. Örneğin, Clostridium tetani gibi belirli bağırsak mikroorganizmaları ve Candida albicans gibi mayalar,otizmin başlangıcı veya alevlenmesi ile ilişkilidir. GC/MS yöntemleri, çeşitli davranış bozuklukları olan çocukların idrarında yükseldiği gösterilen bir C tetani ile ilişkili tirozin türevinin metabolitlerini saptamak için geliştirilmiştir. Gıdaları kirleten mikroorganizmaların daha doğru bir tanımı, çeşitli bozulma mikroorganizmaları tarafından üretilen spesifik metabolitlerin yapısal veya nicel olarak tanımlanmasını sağlayabilen peptidomik ve metabolomik metodolojilerle proteomiklerin entegrasyonu ile elde edilmiştir. Bu yöntemlerin, otomatik algılama için bir mikroçip yüzeyinde hassas sensörler tasarlamak için entegre edildiği öngörülebilir. Omics teknolojileri şunları yapabilir:ayrıca bilim adamlarının bakterilerin yaşam döngülerini daha iyi anlamalarına yardımcı olur. Tanımlama gıda kaynaklı bakteri etki modu ve kazandıran stres direnci ‘gerektiği mekanizmalar gıda muhafaza yöntemleri daha rasyonel tasarımı sağlar. Ek olarak, bu bilgi, gıda zincirinin mikrobiyal kontaminasyona en duyarlı bölgelerini saptamak için de kullanılabilir. Bu bağlamda, patojenik mikroorganizmaların analizi, kontaminasyonları ile ilişkili riskler, canlı varlıkları ve bulaşıcılık kapasiteleri ile sınırlı olmadığı için özel dikkati hak etmektedir. Genellikle uzun süre hayatta kalabilen protein/peptid toksinlerini serbest bırakabilirler.Listeria monocytogenes, Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Clostridium botulinum A ve çeşitli Salmonella türleri dahil olmak üzere gıda kaynaklı hastalıklara neden olan birçok mikrop için olduğu gibi, bakteriyel hücre kontaminasyonu giderildikten sonra gıdalarda . Bütün bu patojenik bakteriler, hücre dışı ortama ve hücre yüzeyine, konakçı hücrelerin kolonizasyonunda ve ayaklanmasında önemli rollere sahip olan ve dolayısıyla bakteriyel patojenite derecesini yansıtan çeşitli virülans faktörlerini salgılar. Isıya dayanıklı ve proteazlara dirençli olan bu toksinler, tüketici sağlığı için tehlike oluşturabilir. Bakteriyel toksinler iki büyük gruba ayrılabilir: endotoksinler ve ekzotoksinler. Endotoksinler Gram negatif bakterilerin yapısal bileşenleridir; polisakkarit yapıdadırlar ve çok benzer etki profillerine sahiptirler. En temsili lipit A’dır (sırasıyla hücre duvarını kaplayan zarın dış kısmını oluşturan lipopolisakkaritin (LPS) iç tabakası. Bunlar hücre ölümü durumunda serbest bırakılabilir. Hem LMW hem de HMW proteinleri dahil olmak üzere eksotoksinler yapısal bileşenler değildir, ancak bakteri tarafından salınır; hem Gram pozitif hem de Gram negatif bakteriler tarafından üretilirler ve her bakteri için tipiktirler. Hücre özlerinde ve kültür ortamında bulunurlar ve endotoksinin aksine proteinlerdir. Başlıca özellikleri, çok sahip olmalarıdır. Farklı eylem profilleri ile çözünür proteinler bazen glikosile edilir.

Bu nedenlerle, ETEC’in LT enterotoksinini omik yaklaşımlar kullanarak karakterize etme olasılığı araştırılmıştır (Sospedra ve ark. 2012). Rekombinant E. coli’den gelen B alt birimi, LC/ESI-MS, MALDI-TOF analizi ile karakterize edildi. Doğrulayıcı analiz, B alt biriminin triptik fragmanlarının çoğunun MALDI-TOF-MS tarafından saptanmasıyla gerçekleştirildi ve protein dizisinin toplam kapsamı elde edildi. Aşı üretimi için kullanılan suşlar arasında toksindeki olası biyolojik varyasyonlar (disülfit bağları, O-GlcNAc-1-fosforilasyon) MS analizi ile kolaylıkla belirlenebilir.


salt-51973_1920-1280x960.jpg

Tuzun günlük hayatımızda sofrada kullanma amacı yemeklere lezzet kazandırmaktır. Fakat aynı zamanda gıdanın dayanıklılığını arttırmak, mikroorganizmaların gelişmesini yayılmasını engellemek, gıdalara koruyucu etken sağlamak amacıyla kullanım alanları bulunmaktadır.

İnternetin günümüzde yaygın bir şekilde kullanılmasıyla beraber insanlarda oluşan bilinç artmıştır. Tuzun insan sağlığı üzerindeki zararlı etkileri bilinmeye başladıkça, alternatif tuz arayışı artmıştır. Bunları örneklendirecek olursak tuza alternatif ürünler ; Himalaya Tuzu, Koster Tuzu, Deniz Tuzu, Celtic Tuzu verilebilir.

Peki insanlar neden alternatif tuzları tercih etmeye başlamışlardır?

Türk Gıda Kodeksi tarafından sofra tuzu; ince öğütülmüş, iyotla zenginleştirilmiş, rafine edilmiş veya edilmemiş işlenmiş tuz olarak tanımlanır.

Sofra tuzu yer altı tuz kaynaklarından çıkartılır. Çıkarım işlemi yapıldıktan sonra rafine edilmektedir. Fakat tuzda topaklanmanın önlemek için içerisine katkı maddeleri eklenmektedir. Kullanılan katkı maddeleri sebebiyle doğal tuzlar normal sofrada kullanılan tuza göre daha çok tercih edilmektedir.

Günlük tuz tüketimine dikkat edilmesi gerekmektedir. Sağlıklı yaşam için günlük 5 gramdan fazla tuz kullanılmamalıdır. Fakat Türkiye’ de bu durum maalesef farklıdır. Türkiye ‘de tuz tüketimi günlük 15 gramdan fazladır.

Tuz tüketimi bu şekilde fazla olduğunda, kullanım ile doğru orantıda yüksek tansiyon, kalp ve damar sorunlarını getirmektedir.

Ancak aşırı kullanımı zamanla yüksek tansiyon, kalp ve damar sorunlarına neden olur. Vücutta elektrolit ve hormonlar için faydalı olan sofra tuzu fazla tüketildiğinde hücre dengesini bozabilir. 


İletişim

Göztepe Mah. İstoç İkinci Cad. No: 1 Kat : 4 İç Kapı no : 42 BURAK PLAZA Bağcılar / İSTANBUL
+90 (544) 930 70 90

+90 (212) 599 18 19

+90 (212) 599 18 13

info@analyzer.com.tr

Bizi Takip Edin

Bizi sosyal medya platformlarından da takip edebilirsiniz.